Su Neden Yüksekte Daha Düşük Sıcaklıkta Kaynar?
Kaynama, suya ait sabit bir sayı değil, hava basıncıyla kurulan bir dengedir. Yükseklikte pişirme neden uzar, düdüklü tencere neden hızlandırır?
Derya Akıncı 4 dk
Mutfakta su kaynatmak kadar sıradan görünen bir iş, aslında havanın ağırlığıyla doğrudan ilgilidir. Deniz kıyısında bir tencere su yaklaşık yüz derecede fokurdamaya başlarken, aynı tencere yüksek bir yaylada bu sıcaklığa hiç ulaşmadan kaynar. Suyun kendisi değişmemiştir; değişen, suyun üzerine binen hava sütununun basıncıdır. Kaynama dediğimiz olay, sıvının içindeki moleküllerin dışarı çıkmak için yeterli gücü bulduğu andır ve o güç, dışarıdaki basınçla yarışır.
Kaynama Aslında Nedir?
Bir bardak suyun yüzeyinden her sıcaklıkta buhar çıkar. Buna buharlaşma denir ve ıslak çamaşırın kurumasının sebebi budur. Kaynama ise bundan farklıdır: sıvının yalnızca yüzeyinde değil, iç kısmında da buhar kabarcıklarının oluşup yükselmeye başlamasıdır. Bir kabarcığın ayakta kalabilmesi için içindeki buhar basıncının, dışarıdan gelen hava basıncına eşit ya da ondan büyük olması gerekir. Aksi halde kabarcık oluştuğu anda ezilip kaybolur.
Sıcaklık arttıkça su moleküllerinin hareketi hızlanır ve sıvının buhar basıncı yükselir. Bu basınç, ortamdaki hava basıncına eriştiği anda kabarcıklar artık ezilmez, yüzeye doğru yol alır ve tencere fokurdar. Dolayısıyla kaynama sıcaklığı suya ait sabit bir özellik değil, suyla ortam arasındaki bir anlaşma noktasıdır. Ortamın basıncını değiştirdiğinizde, o anlaşma noktası da yer değiştirir.
Yükseklikte Neden Daha Erken Kaynar?
Deniz seviyesinde başınızın üzerinde kilometrelerce kalınlıkta bir hava tabakası vardır ve bu tabaka gözle görülmese de bir ağırlık uygular. Yükseğe çıktıkça o tabakanın bir bölümü altınızda kalır, üstünüzde daha az hava kalır ve basınç düşer. Basınç düştüğünde suyun buhar basıncının yenmesi gereken direnç de azalır. Sonuç olarak su, daha düşük bir sıcaklıkta kaynamaya başlar.
Burada sık yapılan bir hata, "daha erken kaynıyorsa daha çabuk pişer" varsayımıdır. Gerçek bunun tersidir. Yemeği pişiren şey kabarcıkların görüntüsü değil, suyun sıcaklığıdır. Yüksek rakımda su daha düşük bir sıcaklıkta kaynadığı için, kaynar suyun içindeki malzemeye aktardığı ısı da azalır. Bu yüzden dağ evlerinde kuru fasulye, nohut ya da patates gibi malzemelerin pişme süresi belirgin biçimde uzar.
Düdüklü Tencerenin Mantığı
Düdüklü tencere tam olarak bu ilişkiyi tersine çevirmek için tasarlanmıştır. Kapak sızdırmaz biçimde kapandığında içeride biriken buhar dışarı kaçamaz ve tencerenin iç basıncı, dışarıdaki hava basıncının üzerine çıkar. Basınç arttığı için su, normalde kaynayacağı sıcaklıkta kaynamaz; sıvı halde kalmayı sürdürerek daha yüksek sıcaklıklara ulaşır. Daha sıcak su, daha hızlı pişirme demektir.
Aynı mantık tencerenin kapağını kapatmanın neden işe yaradığını da açıklar. Kapak, buharın bir bölümünü içeride tutar ve ısının kaçmasını yavaşlatır. Kapağı sürekli açıp kontrol etmek, biriken ısıyı ve buharı her seferinde dışarı salmak anlamına gelir. Mutfakta zaman kaybının en sessiz sebeplerinden biri budur.
Basınç Günlük Hayatta Başka Nerelerde Karşımıza Çıkar?
Basınç farkı yalnızca ocakta değil, günün pek çok anında iş başındadır. Uçak yükselirken kulaklarda hissedilen dolgunluk, kulak zarının iki yanındaki basınçların eşitlenememesinden kaynaklanır. Yutkunmak ya da esnemek, orta kulağı boğaza bağlayan kanalı açarak bu dengeyi kurmaya yarar. Aynı his, hızlı çıkan bir asansörde ya da dik bir yokuşu tırmanan araçta da ortaya çıkabilir.
Marketten alınan cips ve kraker paketlerinin yüksek rakımlı bir yolculuktan sonra şişkin görünmesi de aynı sebeple açıklanır. Paketin içindeki gazın basıncı sabit kalırken dışarıdaki basınç düşer ve ambalaj kabarır. Deniz seviyesine dönüldüğünde paket eski halini alır. Şişe kapağını açarken duyulan tıslama, kapalı kaptaki basıncın atmosfere boşalmasından başka bir şey değildir.
Hava Durumu ve Basınç İlişkisi
Hava tahminlerinde sık geçen alçak basınç ve yüksek basınç ifadeleri de aynı kavramın büyük ölçekli halidir. Yüksek basınç alanlarında hava aşağı doğru çöker, bulut oluşumu zorlaşır ve genellikle açık gökyüzü görülür. Alçak basınç alanlarında ise hava yükselir, yükselirken soğur ve içindeki nem yoğuşarak bulut ile yağışı doğurur. Barometre denilen aletin ölçtüğü şey tam olarak bu hava ağırlığıdır.
Aynı ilişki bir pipetle içecek içmenin de açıklamasıdır. Pipetten emerek yaptığımız şey sıvıyı yukarı çekmek değil, pipetin içindeki basıncı düşürmektir. Bardaktaki sıvının yüzeyine basan atmosfer, basıncın düşük olduğu yere doğru sıvıyı iter. Yani içeceği ağzımıza taşıyan asıl kuvvet, çoğu zaman farkında olmadığımız hava basıncıdır.
Mutfakta İşe Yarayan Pratik Sonuçlar
- Yüksek rakımda kuru baklagillerin ve etin pişme süresini uzun tutun; sürenin uzaması normaldir.
- Su fokurdamaya başladıktan sonra ateşi kısın; daha yüksek ateş suyu daha sıcak yapmaz, yalnızca daha hızlı buharlaştırır.
- Kapağı gereksiz açmayın; her açış ısı ve buhar kaybıdır.
- Düdüklü tencerede süreyi tarifin önerdiği aralıkta tutun, basıncı zorla düşürmek yerine kabın kendi kendine sakinleşmesini bekleyin.
- Yüksek rakımda hamur işlerinde kabarma daha hızlı olur; mayalanma süresini kontrol ederek izleyin.
Sonuçta suyun kaynama sıcaklığı, üzerine binen havanın ağırlığıyla pazarlık edilen bir sınırdır. Bu sınırı bilmek yalnızca merak gidermez; yemeğin neden geç piştiğini, kulakların neden tıkandığını, paketin neden şiştiğini ve hava tahmininin neden basınçtan söz ettiğini tek bir çerçevede anlamayı sağlar. Görünmez bir kuvvet olan atmosfer basıncı, gündelik hayatın pek çok küçük ayrıntısını sessizce yönetir.